11 Ekim 2009 Pazar

nasıl zor şimdi !

Hayallere dalarken yine aynı şeyleri yaşayabileceğimiz aklımın ucundan bile geçmezdi, benim için gerçek bir rüya gibiydin.Yokluğun canımı korkunç derecede acıtırken senin nasıl olduğunu merak ediyorum.
Bitmedi benim için hiçbir şey bitmedi,kabul etmiyorum... Sen kalbinde,aklında bitirebileceksen ya da bitirdiysen bilemem ama ben bitirmeye hazır değilim,seni unutmaya şu an hazır değilim.
Her zaman sevgimizin bütün sorunları alt edeceğine inanırdım, bu son olay tamamen anlık korkulardan kaynaklı olarak geliştiyse de ben bunu da çözeceğimize inanıyodum. Ve böyle sonuçlanacağını düşünmemiştim.
Sana olan sevgim ölene kadar son bulamaz bundan adım gibi eminim.
Öyle bir yalnızlık ki tarifi yok, acısı koskocaman... Kalbimde derin bi boşluk. Her yerde sen nasıl olabilirsin ? Hayatımızın, hayallerimizin bu kadar kısa sürede bu şekilde tepetaklak olduğuna inanamıyorum. Birbirimize olan inancımızı mı kaybettik yoksa?

Seni son kez 8 Ekim günü görmüş olmayı da kabul etmiyorum... Ve gitmene dayanabileceğimi de sanmıyorum. Beni burda yapayalnız bırakıp huyunu suyunu bilmediğin bi başka ülkeye gitmene kalbim artık dayanmaz. Senin dayanabilir mi ? Bi başkasını tanıyabilecek gücün var mı ? Beni hiç özlemicek misin ?
Aptallığın bile bana göreydi... Kabul ediyorum çok zordum, ama sen de kolay değildin. Bütün herşeyden arınıp yeniden beraber olma imkanı verilse ya... Ki bu ay 24'ü 5.yıl doluyodu. Hani Saw6'da 5.yılımızı kutlayacaktık.

Sensiz olmuyo Melek, sensiz hiç bi şekilde nefes alamıyorum. Sen ne yapacaksın peki hayatında anlık mutluluklarının perisi olmadan ?

Bugün yeniden Cesaretin Var mı Aşka'yı seyrettim, bu kez çok daha farklı anlamlar ifade etti bana, sen de seyretsen keşke. Sevginin herşeyin üstünde olduğunu görsen... Bu kadar severken ayrı kalmamızın hiç bi anlamının olmadığını görsen.

Beraber daha çok seyredilecek film vardı, daha çok okunacak kitap, gezilecek yer,konuşacak cümle, gülünecek şaka, daha çok paylaşılacak anı vardı şu hayatımızda.

Son bi kez elini tutmadan, gözlerine bakmadan, sana dokunmadan, sana bi kez daha seni sevdiğimi söylemeden gidemezsin hiç bi yere gidemezsin.

Aşk herşeye değer seninle anladım, bin yıl geçse sürer içimde rüzgarın...

Gitsen de, kalsan da, aylar geçse de, hayatımıza birileri girse de içimde sevgimize olan inancım hiç bitmeyecek... İnanıcam, bilicem ki sen de beni hep seveceksin, belki bir gün yine karşılaşıcaz, önceki ayrılığımızdan sonra yeniden karşılaştığımız gibi. Bu sefer her zamankinden daha özenli, daha ders almış şekilde yeniden beraber olucaz. Buna inanıyorum ben sen inanmasan da...
Sana inanıyorum, sevgime inanıyorum, kendime inanıyorum...

Seni çok özlüyorum...Tüm hücrelerimle özlüyorum...Seninle konuşmayı, seninle yürümeyi, seninle gülmeyi, çocukça davranmayı,bana püsküllüm demeni. Sana doyamamıştım ben...

Seni çok seviyorum Melek, öyle böyle değil seviyorum, su kadar seviyorum...Su'dan bile fasla seviyorum, kendimi kaybedercesine seviyorum, gururum yerlerde seviyorum,yana yakıla,ağlaya zırlaya seviyorum ve sana asla "Hoşçakal" demiyorum ... Sen benim gerçek aşkımsın...

24 Haziran 2009 Çarşamba

Sonunda Geldi...

Beklediğim mutluluk, beklediğim gün, beklediğim insan nihayet geldi çattı kapıma dayandı ! Tabiii ben geç yazıyorum her zamanki üşengeçliğimle...
Gözüm aydın...
Kaldığımız yerden devam ediyoruz tüm aşkımızla !
Özlemişim çok ! Görünce bir kez daha anladım...

Hoşgeldin yar yüreğime !
Hoşgeldin meleğim...


Ekstra çok önemli not : Markus Antonyus'umu evlendirdim :) Öslem ve Burak ile bu kutlu günde yalnız bırakmadık kendisini, teee İzmir'lere gittik onu dünya evine sokmak için :)
Ömür boyu mutlu olmanızı diliyorum... Sizi seviyorum...

24 Nisan 2009 Cuma

keşiflerim ve izlediklerim...

Yazıma önce keşfettiklerimle başlamak istiyorum.
Keşif 1 : Bedük-Meğersem nasıl da tüm hücrelerime hitap eden bir müzik yapıyomuş da benim haberim yokmuş,geç de olsa Bedük'ü bulduğum için pek mutluyum, takım elbiseli, güneş gözlüklü elektronik müzik dahisi biriymiş kendisi. Automatic ile buldum, heartbreaker ile kendimi kaybettim :) Dinledim, coştum, beğendim, hopladım, zıpladım Sebastian Carlos ile paylaştım - hep yaptığım gibi - konser hayallerine daldık. Kendisini kutluyorum cümle alemin önünde ...
Keşif 2 : Cafe Crown'un 3'ü bir arada fındıklısı. Ki 3'ü bir aradalar hiç tarzım değildi. İş yerinde bir arkadaş hazırlamıştı kendisine bir gün, bir koku bu kadar mı cezbedici gelir, yoksa bana mı öyle geldi bilmiyorum ama çok fena cezbetti beni ve o gün bugündür her gün düzenli şekilde içiyorum, mutlu oluyorum, hoptekliyorum.
Her ne kadar 3'ü bir aradaların her türlü kalan artıklardan yapıldığı söylense de bu beni pek etkilemedi, içmeye devam ediyorum mütemadiyen, mesela zeytin ezmesinin de bozuk zeytinlerden yapıldığını söylerler, doğrudur elbette ama afiyetle onu da yerim ben :)
Keşif 3 : Bir gün Cybersco ile onun odasında otururken - kendini bitkisel kürlerin anlatıldığı bir kitaba fena kaptırdı bu aralar :) - bana keçiboynuzunun faydalarını anlatmaya başladı ve bir tane de denemem için verdi, aklıma Bir Demet Tiyatro'da oynayan ve sürekli keçiboynuzu tüketen Kudbettin geldi :) yedim çok sevdim, üstelik zayıflamaya da yardımcı olduğunu söyleyince sevgim daha da arttı, şişman biri değilim - tamam kabul eskiden şişmandım - fakat hala bir zayıflama hevesi içindeyim :) şimdi hergün yiyorum ne kadar elime geçerse, üstelik bol bol da su içiriyo, gerçi keçiboynuzuna gerek yok ben zaten bol bol su içiyorum. Ama zararı olmaz. iyi bişi deneyin derim, ciğerleri de temizliyomuş, sigara içenler özellikle yesin diyorum.
Keşif 4 : Pink Floyd'un çok ciddi bi dinleyicisi değildim, Angel dün bana bir şarkı hediye etti. " A great day for freedom" Pink Floyd'un şarkısı oluyo kendisi. Dinledim, bi daha dinledim sonra bi daha dinledim. Adı da çok hoşuma gitti şarkının, müziği de ve tabiki de manidar sözleri de... Sonra dinliyim dedim ve bugünü Pink Floyd günü ilan ettim kendimce. İyiymiş, neden çok önyargılıymışım ki ! Bazı şeyleri 30 yaşında keşfetmem gerekiyomuş demek ki ! Eskiden de çok sevdiğim "High Hopes"u defalarca dinledim dinledim ben de onu Angel'a hediye ettim. Pink Floyd Türkiye'ye konsere neden gelmiyomuş biliyo musunuz ? Gelirlerse Türkiye'nin ekonomisinin çökeceğini söylüyolarmış :) nasıl bir hava bu yaa :)

Geçen Cuma Sebastian Carlos ile Galata köprüsünde manzaraya karşı demlendik, çay demliydi ama güseldi :) bana emanetlerimi getirdi, o da olmasa halim nice.. Beni kim buluşturacaktı yeniden Edward Cullen ve Bella Swan ile ve bir de Cybel ile yemedikleri, kutunun yarısı dolu olan after eight ile :) Yeniay'a başladım nihayetinde ve bu gece biticek :( hiç bitmesin istiyodum oysa ki ! Sonrasında serinin diğer kitapları; Tutulma ve Şafak vakti,beni bekleyin :)Teşekkür ederim Sebastianımmmmm... Efet kitap bitecek bu gece ama çuklatlar da suyunu çekmeye başladı :)

İzlediklerime gelirsek eğer; kısaca özet geçip paylaşmak istiyorum... Geçen hafta Angelina Jolie'nin yine enteresan konulu Amerika'nın ilk top modeli Gia'nın hayatının anlatıldığı biyografi tadında filmini seyrettim. "Gia"... 26 yaşında aids'ten ölen bu model bu kısacık hayatına her türlü uyuşturucuyu, her türlü özgürlüğü sığdırmış. Annesi ile olan ilişkisi bi acaip ama filmin sonlarına doğru yürek burkan bir hal alıyo. Ve filmde Lost severlerin çok da yakından tanıdığı Elizabeth Mitchell pek de aktif bir rol almış... Tavsiye ediyorum.

Beyond Borders da yine bir Angelina Jolie filmi. İngiltere'de başlayıp Vietnam'a kadar uzanan, Afrika'yı da içine alan ve Çeçenistan'da son bulan olağanüstü bir aşk ve insanlık filmi. Nickimi borçlu olduğum film, fakat yıllar önce Digiturk'te seyrettiğim altyazı çevirisinde Matanay denirken, son seyrettiğimin çevirisinde Metahaney deniyodu, olsundu ben Matanay olarak bildim... Anlamı ölümden çalan demekti, etkileyiciydi. Angelina Jolie'nin gerçek hayatındaki yardımseverliğini de etkilemiştir diye düşünmekteyim. Ya da zaten Angelina çok yardımsever olduğu için ona bu rolü teklif etmişlerdir.

Az önce ise Marley and Me'yi seyrettim, Jennifer Aniston'ı Friends'ten beri çok beğenirim, yine harika bir oyunculuk sergilemiş, kocası rolündeki Owen Wilson'ı da beğendim, konu olarak da film çok hoşuma gitti, film başlarken R.E.M'in Shiny Happy People şarkısını çalmaları da bayaa bi beğenimi kazandı. Evli çift Grogan'lar çocuk sahibi olmadan önce bir köpek sahibi olmaya karar verirler ve şirin mi şirin yaramaz mı yaramaz minik bir labrador alırlar. O köpeğin kanlı canlı yanımda olmasını isterdim ki rahatça mıncık mıncık edebileyim, film çok tatlı bir komedi filmi. Jennifer Aniston gerçekten çok yakışıyo komedi filmlerine. Ama sonu beklemediğim gibiydi :( hayatın acı gerçekleri tamam da beni bu kadar ağlatmaya ne hakkınız vardı yaa gece gece ?
Seyredin ne demek istediğimi anlayacaksınız. Hemen koştum Efeciğime sarıldım sarıldım öptüm öptüm hiç bırakmadım kucağımdan :(

Hayvan sevmeyen bi de üstüne onlardan tiksinmeyi başarabilen insanları anlayamıyorum ben ! Biraz sorgulamaları gerekiyo bence insanlıklarını ! Şu solda gördüğünüz şirin şey nasıl sevilmez yaa sorarım size ? Şu masumiyete bakın... Hayvanlar olmasaydı bu dünyanın hiç çekilcek yanı olmazdı bence.


Friends sezonlarını bitirdim, acayip bitti, istemediğim şeyler oldu :( bir komedi dizisinde ancak bu kadar ağlanabilirdi ve ben yine duramadım salya sümük oldum :( 10 yıl boyunca; mükemmel bir oyuncu kadrosu ve senaryosuyla mükemmel bir dizi çıkmış ortaya.

Aperatiflerime geçeyim artık :

* Dinliyorum : Pink Floyd / A great day for freedom, High Hopes - Bedük / Komple iki albümü birden.
* Okuyorum : Stephenie Meyer / Yeniay - Daha öncesinde okudum Sinem Güdüm Kocam kocaya kaçtı ( enteresan hikayelerin olduğu bir kitap, hayata biraz daha farklı bakmayı gösterebildi bana, en azından önyargısız )
* İzledim : Marley and Me / Beyond Borders / Gia
* İçiyorum : Su - Soda
* Hala özlüyorum : Angel

23 Mart 2009 Pazartesi

SuperMassive !

Ne kadar uzun zaman oldu ve ben hiç uğramaz olmuşum, en son 2008'de buralarda görülmüşüm ve bi daha haber alınamamış benden, bu ne tembellik, küçücük bile mi bişi yazmaz insan ???
Neler oldu bunca zaman ? 2009'a girdik, Angel vatani görevini yapmak için beni yalnız bıraktı şu İstanbul'da :( ama nerdeyse dönecek tabii :) ben o kadar zaman gelmemişim buraya. Sabırla dönüşünü bekliyorum, günleri sayıyorum hergün, angel'ın askere gitmesinden daha mühim bişi olmamış şu zavallı hayatımda... :(

Buraya yeniden gelmemin nedeni ise beni kendimden eden bir film hakkında yazma isteği, önüne geçemiyorum bu isteğin... Öyle büyüdü ki acaip bişi oldu. Bu kadar öneme sahip hangi film olabilir dediğinizi duyar gibiyim. Filmi Angel; izne geldiğinde berabercene izledik, fakat film zevkimiz çok uyuşmadığı için bunun da kritiğini doya doya yapamadım, çünkü kendisi hoşlanmadı, basit bi teenage filmi işte dedi, oysa ki benim için bu kadar basit anlatılamazdı bu film, teenage dediğimde anlamış olmalısınız hangi film olduğunu :) Sinemadan çıktıktan sonra böylesine etkilenmemiştim, üzerimde böylesi bir etkiyi kitabını okuduktan sonra bıraktı, Sebastianım sağolsun bana bu kitabı hediye etti, içinde de bir poster mevcuttu çocuklar gibi aynı liseliler gibi sevindim :) oysa buraya gelmediğimden bu yana 30'uma da girdim ben.

Kitabı cumartesi bitirdim, bitmesin istedim, gözümde canlandırdım sahneleri, adeta kitabı yaşadım, kitap elbette ki daha etkileyici. Ve bitirdiğimin akşamı hemen filmini tekrar seyrettim, kendimi daha bi vererek, müziklerini daha bi dikkatle dinleyerek ve Bella ile Edward'ı özellikle Edward'ı :) daha bi özenle inceleyerek. Doğru bir karar verilmiş olduğunu net bi şekilde anladım, kitapta Edward'ın fiziki ve karakteristik özelliklerinin anlatıldığı her satırda gerçekten Edward Cullen rolüne ancak Robert Pattinson gidebilirdi diye düşündüm, ben Harry Potter seyretmedim ama bu delikanlı orda da oynamış istediği kadar oynasın kesinlikle o bir vampiri oynamak için doğmuş :)
Olağanüstüydü, insanüstü bir güzelliğe sahipti, kitapta bahsedildiği gibi büyüleyici bir çarpık gülüş vardı yüzünde.

Bence bu Robert gerçek hayatında da insan olamaz, o insansa biz neyiz merak ediyorum :)
Bella Swan rolündeki Kristen Stewart tatlı şeker bi kızdı fakat oyunculuğunu pek beğenemedim çoğu zaman. Yerli yersiz mimik hareketleri, anlamsızca çıkardığı sesler, dudaklarının sürekli yarı açık olması ve sanki o vampirmiş gibi her an Edward'a saldıracakmış gibi durması hoşuma gitmeyen hal ve hareketler :) Ayrıca kitaptaki Bella daha utangaç ve daha hamarattı, okuldan gelir gelmez babasına yemek yapıyodu :)
Ama Edward dağınık saçları, bembeyaz pürüzsüz teni, kırmızı dudakları, halet-i ruhiyesine göre renk değiştiren delici ve etkileyici bakışlara sahip gözleri, karizmatik tavrı, zerafeti, gücü, hızı ile Bella'nın benzetmesi ile tıpkı bir Adonis heykelini andırıyodu. Çoğu genç kızın rüyalarını süsleyecek biriydi :) Bugüne kadar en çekici vampirlerin Tom Cruise ve Brad Pitt olduğunu düşünürdüm ama Edward Cullen ikisini de tahtından etti bana göre...
İnsanın herşeyden vazgeçip beni de insandan vampire dönüştürsün diyesi geliyo :p

Twilight=Edward bana göre :)

Gerçekte asla var olmayan bir karakter Edward Cullen. Kitabı okuyup da etkilenmeyen kıza ben kız demem :)
Erkeklerin düşmanı olabilecek biri Edward Cullen... :)
İnsanın erkek arkadaşından beklentilerini tavan yaptıracak biri Edward Cullen.
Yani bir nevi imkansız Edward Cullen.
Ancak kitaplarda filmlerde olur Edward Cullen !!!
Herkes bir Edward'ı olsun istemez mi ? Onu sarsın, bütün kötülüklerden korusun, oraya buraya son sürat turbolu jet hızlısı ile uçursun, her istediğini yapsın, odaya pencereden girerek gecenin bi körü süpris yapsın, romantizmde sınır tanımasın, piyano çalsın, iyi giyimli hep bakımlı olsun, hem uçsun hem sırtına sevdiceğini alsın, arabayı süper karizmatik kullansın, zengin, soylu ve gizemli olsun, hiç ölmesin, kan emsin, sınırsızca ve koşulsuzca sevsin, gözü sevdiğinden başkasını görmesin. 300 yıl kadar yalnız kalmaya sadece beklediği aşk için razı olsun :)

Sinema Dergisi yazarlarından Uygar Şirin'in Twilight için yaptığı anlamlı yorumdan alıntı yapmak istiyorum :

"Bir çocuk olsun. Acayip yakışıklı olsun. Farklı olsun, gizemli olsun, hem zarif hem güçlü olsun. Beni kollarına alsın, öpsün ama tek derdi seks olmasın, hatta seks fazla umurunda olmasın. (Yoksa istediklerini aldıklarında çekip gidiyorlar.) Bana manyak gibi aşık olsun, aşkıyla beni 'uçursun'. Kokum bile onu çıldırtmaya yetsin, gözü benden başkasını görmesin. Başka, başka? Hah, bir de yaşlanmasın, ölmesin. Çok şey mi istiyorum?"

Güzel yazmış :)

Filmin müzikleri de Edward Cullen kadar etkileyici olmasa da etkileyici :) Özellikle Bella'nın herşeyi öğrendiğinde Edward'ı ormanın içine bir kaş göz hareketiyle çektiği sahnede çalan müzik etkileyiciden de öte. Büyü gibi bişi ! Her melodi hangi sahnede çalındı beynime kazınmış vaziyette, müziklerini dinlerken filmi yeniden seyrediyomuşum gibi... Uzun süredir hiç bir kitap ve film beni bu denli büyülememişti. Debussy bu kadar mı güzel telaffuz edilir allah aşkına :)

Filmin Soundtrack albümünde iki de Robert Pattinson -yani benim gözümde Edward Cullen :)- parçası var kendi sesiyle... Yakın zamanda kendisi Salvador Dali'yi de oynayacakmış, merakla bekliyoruz -ya da bekliyorum- bu umut vaat eden genç yeteneği...

Dünyada inanılmaz bir hayran kitlesine sahip film+kitap sayesinde genç, orta yaşlı demeden bissürü dişi twilighterlar türedi :) Evet 30 yaşındayım ama utanmıyorum ben de onlardan biriyim :) yeniden lisedeymiş gibi hissetmek çok hoşmuş, meğersem ben lisedeymişim ne yaniiii ! Cullen ailesinin diğer üyeleri de iyi vampirlerden oluşmakta, sadece aileye sonradan katılan Bella'yı bi türlü kabullenemeyen asi bi kız Rosalie var.Carlisle, Esme, Jasper,Emmett ve Alice hepsi iyi huylu maşallah sizden iyi huylu olmasın. Alice pek şeker bişi...

Ekşi sözlükte little red adında bir hatunun Edward Cullen altında yorumunu okudum ve yıkıldım :)
"Artık bütün liseli twilighterlar dişiler anlamışlardır ki, hoşlandıkları çocuklar onları takmıyorsa, sevmediklerinden hoşlanmadıklarından falan değil, tam tersine vampir olduklarından ve onların iyiliklerini istediklerinden"

Bi de bu arada Cybersco'nun bana doğumgünümde hediye ettiği Uğur Gürsoy'un kaleminden çıkan Fırat yeni favorim, acaip şeker ve piç kurusu bişi kendisi, sürekli salçalı ekmek yiyip, bisikletiyle kendince oynayan meğersem Almanya'da ara veren, komedi şakası filmlerine bayılan, Tahsin'den ve kafasında kurduğu hayaletli adamdan başka hiç bi arkadaşı olmayan, annesinden sürekli şamar yiyen, Allah korkusuna da sahip bir çocuğumuz Fırat. Evimizin yeni neşesi Fırat :)





Evimizin sevimlisi Fırat !







Evimizin süper karizmatik, yakışıklı kahramanı Edward Cullen ! :)







Depeche Mode'un yeni single'nı dinliyorum ayrıca, olağanüstü acaip bir de klibi var. Mayıs'ta geliyolar fakat hemen ertesi günü Markus Antonyus'un düğünü ve kınası olacağından gidemiyorum :( gerçi benim Edward'ım da askerdeyken ne konseri zaten !

Duman da yeni albüm pardon albümler çıkardı Duman I ve Duman II, albümlerini önceki albümlerine göre çok beğenmedim, ama Yalan adlı parçasını çok beğendim ! Bu aralar depresif parçalara sardım...


* Dinliyorum : Twilight Soundtrack - Depeche Mode /Wrong - Radiohead,Pj Harvey / This Mess We're in - Duman / Yalan
* İçiyorum-İçtim : Sek Su- Kahve
* Okudum hem de bir solukta : Twilight / Serinin diğer kitaplarında şimdi sıra - Bi önceki yazımda okuyamadığımı söylediğim Akif pirinçci / Düello'yu da bitirdim daha sonra haber veriim dedim :)
* İzledim-İzliyorum : Twilight / Friends serileri / Lost 5. sezon bölümleri
* Özlüyorum : Angel



01 Kasım 2008 Cumartesi

Kimse duymaz kimse bilmez kimse durmaz

*Düşünüyorum...
Hayatıma girip çıkan insanları. O kadar çok insan tanımama rağmen neden bu kadar yalnız hissettiğimi... Neden eskisi gibi hissedemediğimi. İnsanları boğduğumu, sıktığımı, bunalttığımı düşünüyorum. Neden hiç bişiden zevk alamadığımı... Neden olduğu gayet açık aslında. Hoşnut deilim yaşadığım hayattan, herkesten sıkılıyorum, ortamlarda boğuluyorum, zoraki yaşıyorum...
Nefes aldığım saniyelerin kıymetini bilemiyorum, aklımı binbir şey kurcalarken nefes almayı unutuyorum. Kırıyorum, döküyorum, hırslanıyorum, kinleniyorum, küfrediyorum, boşveriyorum bazen...
Bankalardan da nefret ediyorum, tabii faizden de, kredilerden de tiksiniyorum ve beni bu duruma düşüren olaylardan da...
Yüksek Lisans affı çıkmış, devam edemiyorum.
Bi gördüğümü almak için yüz kere düşünüyorum.
Kafamda bissürü tilki dolaşıyo, nasıl kurtulabilirim, geleceğimi nasıl şekillendirebilirim diye.
Part-time işlere atılıyorum.
Ve bütün bunlar olurken kendimi olağanüstü yalnız hissediyorum. Haksızlık etmiim etrafımda çok sağlam insanlar var, angel var... ama olmuyo yalnızlığımı kapatamıyorum.

*Bu kadar hüznün, isyanın ardından kafamı kurcalayan bişi var onu paylaşmak isterim...
Neden Pazartesi sabahları ve Cuma akşamları trafik berbat duruma gelir ? Salıdan Çarşambadan Perşembeden ne farkı var bu günlerin ? İnsanlar Pazartesi sabah bi çıkarlar yola bi daa Cuma'ya kadar dönmezler mi ? Aynı insanlar diğer günler de işlerine,okullarına gitmezler mi ? Neden Pazartesi sabahı yoğunluğu Çarşamba günü yaşanmaz ? Hergün yol ve dolayısıyla çile çeken biri olarak bunu çok merak ediyorum...

*Keşke biz de uçabilsek ...

*Angel ile 4 yılı geride bırakırken bi durum değerlendirmesi yapacak olursak, düşe kalka,güle oynaya, ağlaya zırlaya, hoplaya zıplaya, ite kaka, seve seve bi 4 yıl geçirdik... Herşey için teşekkür ederim sana, sen olmasaydın dayanamazdım hiçbişiye... bu kadar zaman ayakta duramazdım, tutunamazdım...Gerçek aşk sensin...

*4.yılımızın dolduğu gün Saw 5'te vizyona girmişti... Tabiki ön sıralarda yerimizi aldık. 4. yıl kutlamaları tüm hızıyla coşkuyla devam etmekteydi :) bizim ilk filmimiz de Saw 1'di. Önemliydi bizim için bu film. Saw 4'te cevabını bulamadığım soruların cevaplarını 5'te buldum. Parçalar yerine oturuyodu teker teker, ama 5 de son deildi, 6'sı belki 7'si hatta 8'i bile gelebilir ve Polis Akademisi gibi uzayıp gidebilir sonunda bayabilirdi. 1'den sonrasına tepkiliydim ama yine de hepsini ısrarla seyrediyorum... Kısacası kızsam da etsem de uzadı, suyu çıktı desem de 8'i de çıksa seyredicem biliyorum :)

*İşte böyle sevgili günlük, hayat herşeye rağmen devam ediyodu ve aldığımız nefes için şükretmeliydik...

*Parayı bulmam lazım...
*Şşş sus bak sessiz ol
Yerimizi bulacaklar
Yok gülme dümdüz ol
Neşemizi bozacaklar

Yüzümüzü asıcak
Halimizi sorucak
Falımıza bakıcaklar
Şarkımızı çalıcak
Yanımızda kalıcak
İçimize doğacaklar

Uçuyoruz ne güzel kamikaze
Önümüze çıkıcaklar
Uyuyoruz ne güzel yekpare
Aramıza yatacaklar

Orda olma burda ol
Karşımızda duracaklar
Sesli olma sessiz ol
Kelimeler yapacaklar

Kamikaze : Nil'in yeni keşfettiğim ve çok beğendiğim bi şarkısı tavsiye ediyorum...
---------------------------------------

* Dinliyorum : Nil / Kamikaze- Mor ve Ötesi / Şarkıcı Çocuk- Massive Attack/ Group Four/Antistar/Butterfly Caught
* İçiyorum-İçtim : Sek Su-Mint Chocolate Bomb
* Okuyamıyorum : Hakan Günday / Azil-Akif pirinçci / Düello
* İzledim : Saw 5- Akabinde tekrar olsun geçmişe bi döniim diye Saw 1-2-3-4 (psikopat olucam)

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Truly Love

Seviyorum, özlüyorum, doymuyorum, görmüyorum, sensiz açmıyorum, değişiyorum, bağlanıyorum, tutuyorum, bırakmıyorum, bakıyorum senin gibi bulamıyorum, korkuyorum, umuyorum, seninle doluyorum, yanımdaysan korkmuyorum, öpüyorum, kokluyorum, bıkmıyorum, titriyorum, sensiz üşüyorum, gülüşünle ısınıyorum, sonunda ben de gerçek aşkı buluyorum...


* Sana mutlu bi haber vermeyi unutmuşum nasıl böylesine büyük bir değişikliği yazmadan geçmişim affedilir gibi değil... Ben yine iş değiştirdim :) Ama bu sefer doğru yerde olduğumu hissediyorum 7 Temmuz'da iş başı yaptım ama hissediyorum, burası benim mutlu olabileceğim bi yer, ortam güsel, insanlar güzel, semt güzel :) daha ne olsun ? Spor camiasında yerimi alacağım ben de bundan böyle :) Futbolu hiç sevmezdim gerçi ama futbol sevinçlerini dedikoduya boş konuşmalara tercih ederim ve burda dedikodu yok !!! huzursuzluk çıkaran kimse yok, benim için herşeyden önemli bunlar ...
Burayı seviyorum... Yaşasın Sporx !

05 Mayıs 2008 Pazartesi

Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim Sofrasına

İnsanoğlu haddin bilir kem söz söylemez iken
Elalemin namusuna yan gözle bakmaz iken
Bir sofra kurulmuş ki Halil İbrahim adına
Ortada bir tencere boş mu dolu mu bilen yok

Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına

Daha çatal bıçak kaşık icat edilmemişken
İsmail'e inen koç kurban edilmemişken
Bir kavga başlamış ki nasip kısmet uğruna
Kapağı ver kulbu al kurbanı ne hiç soran yok

Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına

Yıllardır sürüp giden bir pay alma çabası
Topu topu bir dilim kuru ekmek kavgası
Bazen durur bakarım bu ibret tablosuna
Kimi tatlı peşinde kimininse tuzu yok

Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına

Ağzı açık gözü toklar buyursunlar baş köşeye
Kula kulluk edenlerse ömür boyu taş döşeğe
Nefsine hakim olursan kurulursun tahtına
Çalakaşık saldırırsan ne çıkarsa bahtına

Halat gibi bileğiyle yayla gibi yüreğiyle
Çoluk çocuk geçindirip haram nedir bilmeyenler
Buyurun sizde buyurun
Buyurun dostlar buyurun

Barış der her bir yanın altın gümüş taş olsa
Dalkavuklar etrafında el pençe divan dursa
Sapa kulba kapağa itibar etme dostum
İçi boş tencerenin bu sofrada yeri yok

Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok
Sözlerime Barış Manço'nun anlayana hitaben sözlere sahip unutulmaz eseri Halil İbrahim Sofrası ile başlamak istedim. Neden diye sorarsanız, sözlerinde; bi haftadır ailecek yaşadığımız şeyleri görüyorum, hissediyorum. Anlatması uzun bi o kadar karmaşık birşey başımızdan geçen, burda derinlemesine inemeyeceğim konunun. En özet olarak şunu belirtmek isterim ki, bi kağıt parçası için insanlar en yakınını bile satmaya hazırlar, kime inanıp güveneceğini bilemez olmuş herkes. İnsanlar birbirlerine kazık atmak için yarışır konuma gelmişler. Ve ben son yıllarda yaşadıklarımızdan sonra anladım ki dostun gün gelip düşmana dönüştüğünü, en ummadığımız insanların da dost olduğunu. Yazık. Hayat bu kadar ucuz ! İnsanlar bu kadar kolay harcanabiliyo. Ve başlarına hiç bir kötülüğün gelmeyeceğine, hiç düşmeyeceklerine inanan insanlar bu dünyadaki en zavallı insanlar bence. Hiç aklıma gelmezdi zor duruma düşeceğimiz. Ama "herşey insanlar için görmek, öğrenmek için bazen zor da olsa..."
Kalabalığın içinde yapayalnız, çırılçıplak, umutsuz hissediyorum yine...
İnsanları hiç tanıyamıyorum artık, güvenimi yitirdim, hayata tutunmak için bi amacım yok gibi. Yeni işim bile beni hayata bağlayamıyo, hatta angel bile...
Herkese, herşeye öfke kusuyorum.


Bi de yine bugüne kadar olan hayatımdaki "gerçek kesitleri" kısa kısa özet geçmek istiyorum.

* 29/04 Salı günü 28 yıllık bi emek tarihe karıştı, bi devir bitti diyebilirim. Sebep olanlar g.tlerine kına yaksın...


* 03/05 Cumartesi günü en son kendi düğününde gördüğüm, sonrasında Amerika'ya giden lise ve üniversite arkadaşım canım Tuğbam ( benim için toğbam :) ) ile görüştüm. 7 yıl geçmiş, çok uzun zaman... Sanki en son görüşmemizin üstünden 7 yıl deil, 7 saniye geçmiş gibiydi. Bıraktığımız yerden devam ettik. Konuştuk, konuştuk, konuştuk.. Özlemişim...


* 04/05 Pazar günü de çalıştık, yoğunuz bu aralar, eve geri dönüşümde tramway'ı tercih ettim, fındıkzade dolaylarında bi adam bindi, önce anlamadım sarhoş olduğunu zaten kimse anlamadı sanırım, bi çocuk ve yanında sevgilisi vardı, adam çocuğun üstüne düşüyodu özür dilemekten hal oldu ki hareketlerinin dengesizliğinden ve konuşmasının bozulmasından anladık sarhoş olduğunu, elinde de bi loto kuponu vardı önce kuponu öptü sonra çocuğu :))) sonra benim yanımda oturan yolcu kalktı tam çocuklu bi kadın oturcaktı ki bu adam kaptı yeri ve bana doğru yaklaşarak "pardon oturabilir miyim güzelim" diye sordu. Pek de kibardı :)) kafamı çevirdim sonra daha laubali davranmaya başladı, bağırarak müsaade eder misiniz dedim ve kalktım, akşam akşam çattık yaa diye söylenerek başka bi yere oturdum. Nerde arıza var beni bulur, ben inandım buna, mıknatıs gibi çekiyorum, ben de arızayım ondan sanırım...
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Not 1 : Sweeney Todd : The Demon Barber of Fleet Street olağanüstü bi Tim Burton filmi. Johny Depp ve Helena Bonham Carter'ın başrolünde yer aldığı, 1700'lerde yaşamış bir seri katilin hikayesinden uyarlanan film müzikal ve gerilimi bir arada yaşatıyo. Sweeney Todd hakkında detaylı bilgi, arkadaş üşenmemiş güzel güzel yazmış
Not 2 : Mp3 Playerım'ın akıbetinden bahsetmiş miydim bilmiyorum, ama 3 yıldır beni otobüste, vapurda, dolmuşta, minibüste, metroda ve yayan hiç yalnız bırakmayan kadim dostum artık can çekişiyo, batarya kapağında bi temassızlık var ve acınası halde, yara bantı, para bantı, kağıt bantı ile bantladım ama ı-ıh yemedi, illa bi dürtmek, bastırmak gerekiyo açılması için, ve şöle diyim misal kabataş'tan biniyosam tramwaya, ancak sultanahmet'te açılıyo mücadelem sonucu, ama enteresan ki açıldıktan sonra kendiliğinden kapanma problemi yok, cayır cayır çalıyo maşallah :)
Beni böyle yoğun çalışma içinde gören bi kaç kişi acır gözle bakıyo, hatta i-pod'unu vermeyi teklif eden bile çıktı aralarında o kadar üzüldüler halime :))
Not 3 : Sevilla evlenmiş, bi ingilizle, bana hayatımın en büyük kazığını attığından bu yana hiç bi iletişime geçmemiştik kendisi ile, bu bilgiyi de üniversiteden bi arkadaş verdi. Allah mutlu etsin inşallah...
Not 4 : Gördüm gördüm gördüm büyük düşler gördüm...
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Aperatiflerim :

* Dinliyorum : Barış Manço/Halil İbrahim Sofrası
* İçiyorum-İçtim : Sek Su-Mint Chocolate Bomb
* Yedim : Yoğurtlu Bakla
* Okuyamıyorum : Adam Fawer-Empati
* İzledim : Sweeney Todd : The Demon Barber of Fleet Street